This is an example of a HTML caption with a link .

1 Nisan 2012 Pazar


Okuyalı yıllar oldu, izleyeli ise baya geçmiş olmasına rağmen hala el atıp da bu konuda bir şey yazamadım. Nasıl anlatsam, nereden başlasam... Kitabın arkasındaki özeti yazayım istiyordum ama, yok hangi gazete ne demiş, hangi yazar nasıl övmüş onlar var. Bunlardan nefret ediyorum. Ne yani, sevdiğim yazar övdü diye mi alacağım kitabı?

Neyse ilk kitabı kendimce özetlemeye çalışayım.(ki pek başarılı değilimdir biliyorsunuz.)

 Mikael Blomkvist, Millenyum adlı gazetede çalışan ve gündemde adı sıkça duyulan bir gazetecidir. Adının sıkça duyulmasının sebebi ise kısa bir süre önce ipliğini pazara çıkardığını sandığı bir olayın yargıya taşınması ve davayı kazandıracağını düşündüğü kanıtların yalan çıkmasından dolayı davayı  kaybetmesidir. Bu davadan sonra kendini gazeteden soyutlayan Mikael'e ilginç bir iş teklifi gelir. Daha genç bir kızken kaybolan ya da ölen Henrietta'nın akıbetinin ne olduğunu merak eden dedesi, Mikeal'ın o gün neler olduğunu bulmasını ister. Ayrıca her yıl dedesinin doğum gününde Henrietta'nın yolladığı çiçekler gönderilmeye devam ediyordur. Asıl olaylar bundan sonra başlayacaktır. [Bu konuda ufak bir spoiler da katmak istiyorum. Henrietta'nın dedesinin yaşadığı devasa bölge(ada gibiydi sanırım) tamamen akrabalarına aittir. Ve Henrietta'nın kaybolduğu gün köprüde patlama yaşandığı için bölgeyle diğer tarafa geçilen tek yol kapanmıştır. O gün tüm polisler köprü çevresinde olduğu için köprünün altından geçme ihtimali de yoktur. Mikael çözene kadar deli oldum. Kendim çözmeye çalıştım xD Çok illet bir hikayeydi bu kısım.]

Gelelim Mikael'in davasına. Davayı kaybetmesine neden olan kişi ise ejderha dövmeli kızımız Lisbeth Salander'dir. Çünkü Mikael'in suçladığı adam Lisbeth'in çalıştığı şirketten yardım istemiş ve Lisbeth'de bu olayda adama yardım etmiştir. Üstelik Lisbeth bir hacker'dır ve Michael'ın bilgisayarına girerek davayı çürütecek delilleri o bulmuştur. Yine aynı şekilde Henrietta olayında Michael'a yardımcı edecek olan da o'dur.


İlk kitap tamamen Henrietta ve onun gizemi üzerine kurulu. Ancak yan olaylar da var tüm seriyi ilgilendiren. O kadar güzel bir kitap ve o kadar kalın ki (:P) buna rağmen bittiğinde çok üzülmüştüm. Yine aynı şekilde 2. ve 3. kitabı da bir solukta okuyup bitirmiştim.

Birinci kitapta yukarıda anlatılanlar işlenirken ikinci kitapta ise Lisbeth Salander'e ve Mikael'ın ilk kitapta kaybettiği davaya odaklanılıyor.

Son kitap ise tamamen Lisbeth Salander ve onun ailesinin geçmişine dayanıyor ki en pisi de buydu!

Kitapları birer kelimelik özetlersem; ilk kitap en manyak kurgu, ikinci kitap en heyecanlı kurguydu. Hatta ne heyecan... Kitap bittiğinde 3. kitabın daha çıkmamış olduğunu öğrendiğince üzülmüştüm. Ve sonuncu kitap ise diğer iki kitabın açıklanmayan taraflarını açıklıyordu. Bu yüzden bu kitabın da çok heyecanlı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Sürekli bir "Nasıl olacak, nasıl yapacak, hadi artık!" nidaları yükselmişti benden. Ama bir o kadarda en karmaşık ve yorucu kitap da sonuncuydu sanırım. Güya bir kelimelik özetliyordum >_<

Yazarımıza burdan teşekkür edip kitap faslını burda bitiriyorum. Sıra filmine geçeceğim çünkü.

İlk önce bilmeniz gereken şey şu. Kitabın filmi iki farklı kişi tarafından farklı zamanlarda çekilmiş olup filmlerin birbiriyle alakası yoktur. Hatta çoğu kitabı olduğundan bi haber insan filmin tekrarı çekildiğini sanmaktadır. Halbuki kitabın tekrarı çekiliyordu :D Ben ısrarla ilk çıkan filmi izlemedim. Çünkü karakterler düşündüğüm gibi değildi. Benim hayalimdeki Lisbeth o hatuna benzemiyordu. Israrla reddettim filmi izlemeyi. İtici bir şeyler vardı. O karanlık atmosfer o kadar da karanlık görünmedi. Ne bileyim çekmedi beni ve gitmedim bu kadar basit :D

İkinci kez başka bir yönetmen tarafından çekildiğinde Malkav'ın filmi izlemesini istediğimi fark ettim. Kitabını okuyacağı yoktu zaten. Neyseki sevdiği bir yönetmenmiş de zorlamadı beni :D

Tanrım o intro neydi öyle! Daha film başlamadan kendimizden geçtik :D Buyrunuz hemen o introyu göstermek istiyorum. Sinemada tabii ki daha etkili oluyor :D Siz full falan izleyin derim ben :D


İkinci olarak filmin oyuncularından bahsetmem gerekirse, Mikael rolünde her kim oynasa oynarmış dedim Daniel Craig'i görünce. Film tamamen Lizbeth'in oyunculuğuna kitlenmişti. Mükemmel de iş çıkardı. Bunun dışında gözlemlediğim kadarıyla rahatsız eden bir şey olmadı benim açımdan. Keyifle izledik. Bittiğinde Malkav da ben de beğenmiştik.

Asıl şöyle saçma şeyler duydum. Yok efendim neden ilk hikaye bittikten sonra Lisbeth'in 2. hikayeye devam edilmiş filmde. Vay efendim yönetmen sadece uzatmak istemişmiş eheh kem küm. Lan beni deli etmeyin. Kitapta var bunlar. Adam bi tarafından uydurmuyor ya!

Neyse varacağım nokta şudur. Kitabı zaten çok beğenmiştim. Aynı şekilde David Fincher'ın yönetmenliğiyle filmi izledim ve beğendim. Şimdi 2. ve 3. filmleri de aynı yönetmenden bekliyorum. 

Oldukça gerik ve erotik bir hikayeye sahip bu polisiyeyi okumanızı, izlemenizi eğer bu türleri bir arada seviyorsanız tavsiye ederim! Yoksa herkesin beğeneceği bir kitap/film değil zaten.
Categories: ,

0 yorum :

Yorum Gönder