This is an example of a HTML caption with a link .

13 Mayıs 2015 Çarşamba


Kurucunun Kızı
The Book of Ivy (The Book of Ivy #1)
Amy Engel
Yabancı Yayınları
Distopya, Genç-Yetişkin, Romantik
5 (5 üzerinden)
Dehşet verici bir nükleer savaş sonrası Amerika Birleşik Devletleri büyük ölçüde yok edilmiş, sadece küçük bir grup hayatta kalmıştı. Geriye kalanları kimin yöneteceği konusunda Lattimer’lar ve Westfall’lar arasında çıkan savaşı Westfall ailesi kaybetmişti. Ve beş yıl sonra barış ve kontrol, her yıl yapılan bir törenle, kaybeden tarafın kızları ile kazanan tarafın erkeklerinin evlendirilmesiyle sağlanmaktaydı.

Bu yıl benim sıram gelmişti. Benim adım Ivy Westfall ve görevim basitti: Başkan’ın oğlunu, müstakbel kocamı öldürmek ve Westfall ailesinin gücünü geri kazanmasını sağlamak. Ama görünen o ki, Bishop Lattimer ya çok yetenekli bir oyuncu ya da ailemin iddia ettiği gibi kalpsiz, zalim bir çocuk değil. Hatta beni bu dünyada gerçekten anlayan tek kişi bile olabilir. Ama kaderimden kaçmama imkân yok. Ben Westfall mirasını geri alacak kişiyim. 

Çünkü Bishop ölmeli. Ve onu öldüren ben olmalıyım

Merhaba ^_^ Yeni bir kitap etkinliğiyle karşınızdayım. Bu sefer Yabancı Yayınları'nın düzenlediği bir blog tur etkinliğiyle Kurucunun Kızı adlı kitabı sizler için inceliyoruz. Bu tura katılmadan önce yayınevinin dağıttığı o küçük önokuma kitapçığına göz atmış ve deli gibi kitabın kendisini aramıştım. Meğer kitap Mayıs'ta çıkıyormuş! Çıkışını beklediğim sırada blog turunun yapılacağını duyunca balıklama atladım :)


Lattimer'lar ve Westfall'lar ufak uluslarını barış içinde yaşatmak için savaşı kazanan kesimin oğullarıyla, kaybeden fakir kesimin kızlarının 16. yaşlarında düzenlenen bir törenle evlendirildiği bir kural koyarlar. Kaybeden taraf olan Westfall ailesine hiçbir anlamı olmayan Kurucu ünvanı verilir. Kazanan taraf ise şehri yöneten Başkan ünvanına sahip olur.

Ivy Westfall ailesindeki 16. yaşa gelen son kişidir ve evlenme şansından 2 yıl feragat eden Lattimer'ların son oğlu Bishop Lattimer ile evleneceğini yıllardır biliyordur. Aslında bu şans ilk önce ablasına verilse de Bishop diğer kardeşle evleneceğini açıklayınca tüm planlar tepetaklak olur. Plan derken neyden mi bahsediyorum? *kesinlikle spoiler değil* Bishop Westfall'ı öldürme planından tabii ki :) 


Öncelikle daha en başlarda fark edeceğiniz üzere romanımız Romeo ve Juliet'in distopik bir evrene uyarlanmış haline sahip. Birbirine düşman iki aile ve zorla evlendirilmiş çocuklarının yavaş yavaş gelişen aşkları... Aileye olan sadakat mı, yoksa aşık olduğun adamı kurtarmak mı? Ivy işte sürekli bu bocalamayı yaşıyor. Üstelik okurken ne kadar sinir olsam da Ivy'e hak veriyorum ister istemez. Kızın, doğduğundan beri ablasının evleneceğini sandığı kişiyle evlenip bir de o adamı öldürmesi gerekiyor. Çünkü annesini öldüren adamın oğlu o. Bu yüzden hiç arkadaşı olmadan yalnızca tek noktayı hedeflemiş. Ancak evlendikten ve ailesinden uzaklaştıktan sonra Bishop'un hiç de anlatıldığı gibi biri olmadığını görüyor. İşte bu Ivy'i yavaş yavaş sarsmaya başlıyor. AMA CİDDEN! Gerçekten o kadar yavaş sarsıyor ki tüm kitap boyunca "Hadi artık, görmüyor musun, çocuk senin için deli oluyooooor." diye çığlık atmaktan yoruldum :( Hele o ailesi yok mu Ivy'nin, ya o ablası!!!!!!! Tam bi sürtük! At gözlüğü takmış resmen, kendini Succubus filan sanıyor. Çarp iki tane suratına kendine gelsin. Sinirim geçmemiş 1 gündür :) Kitabı dün bir günde okuyup bitirmiştim.

Okuması kolay birisin Ivy, ama kitabın karmakarışık.
| Bishop Lattimer |

Kitaptaki evrenden, düzenden bahsedeyim birazda. Kitabın en sevdiğim yerlerinden biriydi çünkü. Nükleer savaş sonrası hayatta kalan bir ulustan bahsediyor kitap. Zaten çok az kişi kalmış. Bu yüzden evlilik genç yaşta zorunlu. İki aile birbirleriyle tekrar savaşmasın diye ailelerin çocuklarını birbirleriyle evlendirmek de zorunlu. Kıtlık zar zor atlatılmış. Kendilerine göre yaşadıkları alanı çitle çevirip içinde hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Dünyanın geri kalanı hakkında bilgileri sıfır. Biri ufak bir suç bile işlese çitlerin dışına atılıyor. Bu da idam ile eş değer. Çünkü çoğu çitin yanında ölü bulunuyor. Okurken sürekli o dönemde yaşasam hangi aileye hak vereceğimi düşünüp kendimi sorgularken buldum. Yazarın kesinlikle yarattığı dünya için bulduğu fikirler harikaydı. Ama bir yandan kitabın başını Eşleşme adlı kitaba, dünyanın gidişatını ise The Giver adlı kitaba benzettim. Ancak bilmeniz gereken bir nokta da şu ki bu kitapta diğer türdeşlerine oranla aksiyon az, karakter gelişimi daha çok üzerinde durulan şeydi.

Bir de o sonu var ki, inanılmaz kalbimi kırdı yazar! Öyle son mu olur. Zaten Bishop'a üzülmekten harap olmuşum, sen kalk o kadar güvenini kazan sonra... Arghh! 

Daha fazla anlatamam, yüreğim tekrar hatırlamaya elvermiyor :( O halde kısaca diyorum ki, genç-yetişkin türündeki romantik distopyalardan hoşlanıyorsanız okuyun! Benim en sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı bile. Yayınevi kitaba o kadar özenmiş ki, gidin kapağına dokunun anlayacaksınız *öpücükler*

Diğer blogların yorumlarını buradan takip etmeyi unutmayın ^_^
Categories:

0 yorum :

Yorum Gönder